Kuşçuali köyün’den Kâbe’nin Gölgesine: Bir Gönül İnsanı Mustafa Küçükyılmaz
İnsan hayatı, doğumla ölüm arasında geçen kısa bir zaman diliminden ibaret değildir. Asıl hayat, bu iki kapı arasında nasıl yüründüğü, gönüllerde nasıl izler bırakıldığı ve son nefesin nerede, nasıl verildiğiyle ölçülür. 1950 yılında Ankara’nın Elmadağ ilçesi, Kuşçuali köyünde dünyaya gözlerini açan Mustafa Küçükyılmaz’ın hayat hikayesi, işte bu "güzel şahitliğin" ve "kutlu sonun" en somut örneklerinden biridir.
Mustafa Küçükyılmaz’ın hamuru, Anadolu’nun saf ve temiz İslam mayasıyla yoğrulmuştu. O, modern dünyanın sıralarında dirsek çürütmemiş, resmi okullarda diploma aramamıştı. Onun mektebi hayat, öğretmeni ise Kur'an ve sünnetti. Küçük yaşta aldığı sağlam İslami eğitim, onun karakterinin temel taşlarını oluşturdu. Okuma yazmayı belki okul sıralarında öğrenmemişti ama "insanı okumayı", "hakkı gözetmeyi" ve "yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi" çok erken yaşta idrak etmişti.
Hayat mücadelesine erken atıldı. O dönem Anadolu’sunun pek çok yağız delikanlısı gibi, rızkını temin etmek için küçük yaşta gurbet yollarına düştü. Alın teriyle, helal lokma peşinde koştu. Askerlik vazifesinin ardından Köy Hizmetleri kurumunda çalışmaya başladı. Yıllarca bu kurumda dürüstlüğü, çalışkanlığı ve iş ahlakıyla tanındı. Emekli olana kadar devletine ve milletine hizmet ederken, boğazından haram tek bir lokma geçirmemeye azami gayret gösterdi.
Ancak Mustafa Küçükyılmaz’ı tanıyanlar için onun asıl kimliği, mesleki kariyeri değil, gönül dünyasının zenginliğiydi. O, dinine sarsılmaz bir bağla bağlı, istikamet üzere yaşayan bir mü’mindi. Dürüstlük onun şiarıydı; sözü senet kabul edilen nadir insanlardandı.
Onun imanı sadece ibadetlerinde değil, sosyal hayatında da vücut bulurdu. Çevresindeki fakir fukaranın gizli hamisi, kimsesizlerin kimsesiydi. Yetim başı okşamayı, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) emanetine sahip çıkmak olarak görür, yetimleri her daim gözetirdi. Bir ihtiyaç sahibi gördüğünde kendi ihtiyacını erteler, onun derdine derman olmaya çalışırdı. Paylaşmanın bereketine inanmış, cömert bir gönül eriydi.
Ömrünü doğruluk ve ibadet üzere geçiren bu güzel insan için, Yüce Allah (c.c.) finali de hayatına yakışır bir güzellikte takdir etti. Emekliliğinin ardından, gönlünde yatan en büyük hasret olan kutsal topraklara, Umre ziyaretine niyet etti. Allah’ın evi Kâbe’ye yüz sürmek, Resulullah’ın manevi huzurunda bulunmak için yola çıktı.
Mekke-i Mükerreme’de, ihramlı bir şekilde, Rahman’ın misafiri iken rahatsızlandı. Tedavi gördüğü hastanede, en kutsal beldede ruhunu teslim etti. Hayatı boyunca yönünü döndüğü Kâbe’nin yanı başında can vermek, her müslümana nasip olmayan büyük bir lütuftu.
Mustafa Küçükyılmaz, dualarla, tekbirlerle Mekke Şeria Mezarlığı’na (Cennetü'l Mualla civarındaki Harem mezarlıklarına) defnedildi. Sahabelerin, İslam büyüklerinin ve nice Allah dostunun yattığı o mübarek topraklarda şimdi ebedi istirahatgahında.
Ardında, dürüstlüğüyle anılan bir isim, yardımına koştuğu insanların duası ve Mekke toprağına emanet edilmiş bir beden bıraktı. Kuşçuali köyünde başlayan bu dünya yolculuğu, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber'in şehrinde nihayete erdi.
Rabbim mekanını cennet, makamını âli eylesin. Hayatı, geride kalanlara ve onu tanıyanlara örnek olsun.

0 Yorum
Yorumunuz