KUŞÇUALİ KÖYÜ WEB SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ
  ANASAYFA

KÖY FOTOĞRAFLARI

HALK FOTOĞRAFLARI

YÖRESEL YEMEKLER

YÖRESEL OYUNLAR

KÖY HAKKINDA BİLGİ

TELEFON LİSTESİ

MUHTARLIK

VEFAT EDENLER

ŞEHİT VE GAZİLER

HAZIRLAYANLAR

YARARLI LİNKLER

KAMU GÖREVLİLERİ

ÇANAKKALE

ÇOCUK OYUNLARI

ANKARA

ELMADAĞ

E-MAİL

YENİ ZİYARETÇİ DEFTERİ

ESKİ YAZILAN MESAJLAR

SİZDEN GELENLER

OKUL FOTOGRAFLARI

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

<BGSOUND src="koprudengectigelin.mp3" loop=infinite>

 

KÜLTÜR GELENEK VE GÖRENEKLERİ

Orta Anadolu köylerinden çok farklı değildir. Düğünler, Bayramlar ve Cenazeler genellikle bir araya gelme nedenleridir. Tüm köy halkının sosyal içerikli işleri için kullanabileceği bir köy odası (şu anda köy kahvehaneleri bu görevi üslenmektedir)bulunmaktadır. Burada davetler, toplantılar ve yemekler tertiplenebilmektedir. Genellikle, camide okunan mevlitten sonra burada geçmişlerin hayrına yemek verilir. Bu yemekler genellikle evlerde hazırlanır ve köy odasına taşınarak servis yapılır. Burada hazır yer sofraları kullanılır. Köyün yaşlıları ve misafirler şark köşesi şeklinde düzenlenmiş salonda otururken, gençler hizmet eder.

CENAZE TÖRENLERİ

Cenazelerde tüm köylü bir araya gelir. Tam bir dayanışma sergilenir. Cenazenin toprağa teslim edilmesinden sonra, köylü topluca cenaze evine giderek taziyede bulunur. Bu sırada ölü yakınları taziyeye gelenlere yemek verir. Eskiden bu gelenek tamamen tersine işlerdi. Yani, köylü cenaze çıkan eve bir hafta boyunca yemek taşır, köyden ve dışarıdan gelenleri köylü ağırlardı. Bugün bu gelenek tamamen tersine işlemektedir. Köyde cenaze olduğunda, düğün, nişan vs. gibi eğlenceli toplantılar varsa, bunlar durdurulur. Cenazenin defnedildiğinin ertesi günü düğün sahibi aile, cenaze evine giderek ölünün ruhu için Kur'an okutur. Ve ölünün ailesinden düğün veya nişan törenine devam etmek için izin ister. Ancak ondan sonra düğün veya nişan törenine devam eder.

BAYRAMLAR

Arife günü, ikindi namazında bütün köy erkekleri camide toplanır. Mevlitler okunur, Kur'an okunur. Namazdan sonra topluca köy mezarlığına gidilir. Burada da Kur'an okunur ve mezar ziyaretleri yapılır. Eski yıllarda kadınlar mezarlık ziyaretine hiç gitmezken, şimdilerde, erkekler mezarların başına dağılınca kadınlarda mezarların başına gelirler. Bayramlarda ise bütün köy halkı (erkekler) Bayram namazında camide bir araya gelir. Kılınan Bayram namazından sonra cemaat hemen dağılmaz. Önce yaşlılar dışarı çıkar ve caminin önünde sıralanır. Her çıkan bu sıraya durarak yeni çıkanlarla bayramlaşır. Böylece bütün köy bayramlaşmış olur. Bundan sonra cemaat dağılır. Herkes evine gider ve eşiyle, çocuklarıyla, yakınlarıyla bayramlaşır. Kahvaltıdan sonra ise komşularla ailece bayramlaşma faslı başlar. Bu arada, bayramdan önce ölenlerin (ilk bayram ziyareti) evleri ziyaret edilerek Kur'an okunur, başsağlığı dilenir. Acıları paylaşılır. Bu usul Kurban Bayramında da aynı şekilde yürür. Bir tek farkla ki; bayramın birinci günü genellikle Kurban kesme işine ayrılır.

DÜĞÜNLER

Düğünler yazın meydanlarda, genellikle düğün sahibinin evine en yakın meydanda yapılır. Davul ve zurna düğünlerin vazgeçilmez çalgılarıdır. Bu arada Bağlamasız da düğün yapılmaz. Bunların yanı sıra son yıllarda, kaset ve CD ortamından müzik yayını yapılmaya da başlanmıştır. Ancak, bu durum Davul-Zurna ve bağlamanın yerini tutmaz. Bunlar mutlaka canlı müzik olarak çalınır. Halaylar davul-zurna eşliğinde çekilir. Mahalli oyunlar Bağlama eşliğinde oynanır. Düğünün temeli kız istemeyle atılır. Kız istemeye erkek tarafı yaşlılarıyla gider. Her şey önceden ayarlanmış olmasına rağmen, bu gelenek tekrarlanır. Erkek evi adına oraya gelen en yaşlı kişi, "Allah'ın emri peygamberin kavliyle, kızınız.......'i, oğlumuz .......'a itiyoruz der. Söz kesilir. Lokum yenilir, şerbetler içilir. Yüzükler takılır. Böylece iki genç sözlenmiş olur. Eskisi gibi "Başlık" dayatmaları kalmamıştır. İki aile birlikte çocuklarının mutlu geleceği için tüm imkanlarını seferber etmektedirler. Bu söz kesme genellikle aile arasında yapıldığı için, bu işi bütün komşulara duyurup meşrulaştırmak adına bir de Nişan töreni yapılır. Nişana bütün komşular çağrılır. Bu çağırma eskiden "okuntu" göndererek yapılırdı. "Okuntu" ya bir havlu, ya bir metre kumaş olurdu. Doğal olarak yakın akrabaların okuntuları da biraz ağır olurdu. Elbiselik kumaş vs. gibi. Tabi bu okuntuya göre de hediye gelirdi. Nişan törenlerinde önceleri davul-zurna yerine sadece bağlama çalınırdı. Ancak son zamanlarda nişan törenleri de düğün törenleri gibi kapsamlı yapılmaktadır. Nişandan sonra, bütün eksiği tamamlanan yeni ailenin bir araya gelmesi için düğün töreni yapılır. Düğünlere bütün köy, hısım akraba herkes çağrılır. Nişanda takı takamayanlar düğün töreninde takılarını takarlar. Gelinin çıkmasından önceki akşam, karşılıklı kınalar gönderilir. Kına, üzeri güzel ve renkli bir kumaşla örtülmüş bir tepsi içine ve başka hediyeler eşliğinde gönderilir. Aynı anda erkek evinde ve kız evinde kınalar yakılır. Ertesi gün damat giydirme töreni yapılır. Erkek evinden gelen kalabalık bir grup evinden çıkan gelinin ailesiyle helalleşmesinden sonra gelini alarak giderler. Aynı günün akşamı, gelinle damadın bir araya geldikleri geceye de "Gerdek gecesi" denir. Düğünden yaklaşık bir hafta kadar sonra ise, gelin ve damat, kız evine "el öpmeye" giderler. Bu ziyaretin anlamı; "Biz artık bir aileyiz" mesajını komşulara vermektir.

 

HALAYLAR .

Yöre halay oyunlarının en tanınmışı Köprüden geçti gelin türküsü ile çekilen halay dır.

Bu halay genellikle düğünlerde ve diğer eğlentilerde oynanır.  Halaylar genelde sözsüzdür ve davul zurna eşliğinde oynanırlar. Hoplatma bölümünde söz de bulunabilir.

Köyümüzde ayrıca Üç Ayak Horonu, Hop Barlem, Yeldirme ve Köroğlu ezgisiyle oynanan Sinsin oyunu oynanmaktadır.

KÖPRÜDEN GEÇTİ GELİN

Köprüden Geçti Gelin
Saç Bağın Düştü Gelin...
Diloy Loy  Halden Bilmez Diloy Loy,
Söz Anlamaz Ne Fayda.
 

Eğil Bir Yol Öpeyim,
Gençliğim Geçti Gelin...
Diloy Loy  Diloy Diloy Diloy Diloy Loy,
Halden Bilmez Diloy Loy,  
Söz Anlamaz Ne Fayda.
 

Köprüden Geçemiyom,
Az Doldur İçemiyom...
Diloy Loy  Halden Bilmez Diloy Loy,
Söz Anlamaz Ne Fayda.
 

Sen Benden Geçtin Ama,
Ben Senden Geçemiyom...
Diloy Loy  Diloy Diloy Diloy Diloy Loy,
Halden Bilmez Diloy Loy,
Söz Anlamaz Ne Fayda.

 

SİN SİN

Sinsin köy meydanlarında yakılan ateş üzerinde atlama oyunudur. Köy meydanında bir ateş yakılır, ateşin etrafını köy halkı sarar. Delikanlılar kendi aralarında gruplar oluşturur, bu ateşin üzerinden atlarlar. Her defasında ateşin yüksekliği artırılır. Oyuncuların ateşin yüksekliğinden cesaretleri kırılıncaya kadar oyun devam eder.
Gruplardan biri pes edince diğer grup galip ilan edilerek ödüllendirilir.
Sinsin oyunu tehlikeli , tehlikeli olduğu kadar da, cesaret geliştirici bir oyundur.
 

MUHABBET OYUNLARI

Bu oyunlar belli bir düzen içerisinde olmayıp, adı geçen türkünün ezgi ve ritmine uygun olarak oynanır. Bu oyunlardı da düz oyunların figürleri serbest olarak kullanılır. Genellikle düğün, kına nişan gibi törenlerde oynanan bu oyunlar erkekler tarafından düzenlenen sazlı, sözlü muhabbetlerde oynanır.

MİSKET

Misket: Yıllar önce yaşanmış gerçek bir aşkı dile getirir. Oyuna ayak figürleri hakimdir. Üç veya dört kişi tarafından oynanır. Bu oyunda üç hareket esastır. Duruş, yürüyüş ve sekiş.

Misket (Güvercin Uçuverdi)

Güvercin uçuverdi
Kanadın açıverdi
Elin oğlu değil mi
Sevdi de kaçıverdi

A benim aslan yarim
Duvara yaslan yarim
Duvar cefa götürmez
Sineme yaslan yarim

Güvercinim uyur mu
Çağırsam uyanır mı
Yar orada ben burda
Buna can dayanır mı

A benim hacı yarim
Başımın tacı yarim
Eller bana acımaz
Sen bari acı yarim

Caminin müezzini yok
İçinin düzeni yok
Çok memleketler gezdim
Misget'ten güzeli yok

Daracık daracık sokaklar
Misget şeker topaklar
Pul pul olsun dökülsün
Seni öpen dudaklar

Caminin ezan vakti
İçinin düzen vakti
Ben Misget'i yitirdim
Sonbahar gazel vakti

Gökte yıldız sayılmaz
Çiğ yumurta soyulmaz
Üçer avrat almayan
Hiç erkekten sayılmaz

 

 

 

 

Yıldız

İki kişilik bir oyundur. Güzel bir melodisi olup, sazla oynanır. Bu oyun seher yıldızına ithaf edilmiştir. Eski sohbetlerde tanyeri ağarırken, pırıl pırıl parlayan yıldız artık sohbetin bittiğini, sabahın yaklaştığını hatırlattığı için bu oyun en son oyundur.

Ankara halkoyunlarında kadınlar ve kızlar yer almamıştır. Kadınlar düğünlerde, şerbetlerde, kına gecelerinde ve kendi aralarında düzenledikleri eğlencelerde kendilerine özgü güldürücü, eğlendirici oyunlar tertip ederlerdi. Çalgı aletleri def ve kaşıktı.

Yandım Şeker: Düz oyunların en hareketlisi olup, yürüme, sekiş ve kolların ahenkli hareketi, seyrine zevk katan unsurlardır. Sazla, üç ile dört kişi tarafından oynanır.

KADIN OYUNLARI

Daha önce sözü edilen, zeybekler dışındaki tüm oyunlar kadınlara figürlerle kadınlar tarafından da oynanmaktadır. Bunların dışında sadece kadınlar tarafından oyunlarada araştırma grubumuzca rastlanmıştır.

Allılar:  

Allılar, Anadolu'nun güzel ve genç kızının sevdasını bir sevecen yüreğin hoplayışı ile dile getirmesidir. Anadolu kızı sevdiğini görmüş sevinçten oynayı vermiştir. Sevdiğine güzel görünmek için bu oynayış içerisinde "bak aynaya, ko bellere bellere, al giydim alsın diye, mor giydim sarsın diye" sözleriyle duygularını dile getirir.

Oldukça kıvrak olan bu oyun iki kadının karşılıklı, ayaklarını çapraz yapıp sekmeleri ve bu sekişi el ve kol hareketleriyle tamamlamaları ile oluşmaktadır. Yapılan her hareketinin kendine özgü bir anlamı vardır. Genç kız el hareketleriyle kiminde aynaya bakarak süslenmekte, kiminde de ellerini bırakarak meydana süzülmektedir.

 

 

HÜDAYDA

Hüdayda (Fidayda): Ankara yöresinin bilinen oyunlarından birisidir. Adını yıllar öncesinin Ankara'sında yaşanmış, hatta padişaha rakkaselik yapmış, güzel, güzel olduğu kadar işveli, şuh bir dilber olan bahtsız Fatma (Hüda)nın öyküsünden almıştır.

Hüdayda oyunun sadece ikişer kişilik gruplarla oynanması kendine özgü özellikleri arasındadır.

Oyuncular karşılıklı tatlı bir kasılmayla ağır ağır (kostak kostak) gezinmelerinden sonra oyuna girilir.

Durgun denizin meltem rüzgarında hafif hafif sallanan dalgaları gibi, efe si- lahlığından silahını çeker, önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa sallanarak silahını ateşler. Karşılıklı gidiş geliş ve yan yana sekiş hareketleri durgun denizde kanat çırpan martı güzelliğindedir.

Ankaralı, küpteki bulguruna kadar yedirdiği bu güzel şuh ve işveli hüdaydasına bağlanmasıyla şöyle seslenir:

Dama çıkma kaşa çık

Arpalar kara kılçık

Eğer beni seversen

AI bohçanı yola çık.

 

Hüdayda da Ankaralı Hüdayda

Beşyüz altın yedirdik bir ayda

Beş yüz daha yedirsek, ne fayda

 

Dama bulgur sererler

Çıkma boyun görürler

Saçın ibrişim telli

Hançere bağ örerler.

 

Hüdayda da samur kürküm hüdayda

Gitti de gelmedi altı ayda

Başını da yesin yavrum bu sevda

 

Bulguru kaynatırlar

Yaylada yaylatırlar

Bizde adet böyledir

Güzeli oynatırlar

 

Hüdayda da köylü kızı hüdayda

Bende takat kalmadı ne fayda

Kalloş botin alalım ne fayda

 

Dama çattım hatmayı

Çağırın gelsin Fatma'yı

Fatmam nerden öğrenmiş

Yorgandan kol atmayı

 

Hüdayda da sarı kız da hüdayda

Tarla tapan kalmadı ne fayda

Başını da yesin yavrum bu sevda

 

Gökte yıldız sayılmaz

Çiğ yumurta soyulmaz

Güzel seven yiğidin

Hiç kolları yorulmaz.

 

Hüdayda da Ankara'lı hüdayda

Cepte para koymadın bu ay da

Gittin de gelmedin ne fayda